21 Aralık 2010 Salı

Ledün Risalesi - 2 -

LEDÜN RİSÂLESİ
Risâletü'l-ledünniyye]
Tercüme: Serkan Özburun - Yûsuf Özkan Özburun
Semerkand Yayıncılık

...
İLMİN KISIMLARI


Ey kardeşim, bilmiş ol ki ilim, şer'î yani dinî ve aklî olmak üzere ikiye ayrılır. Fakat hakiki âlimler nazarında şer'î ilimlerin çoğu aklî, aklî ilimlerin çoğu da şer'îdir. Eşyayı bu şekilde kavramak için nuranî bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Nitekim Allah Teâlâ,
"Allah bir kimseye nur vermemişse, artık onun nurdan nasibi yoktur"21 Nûr 24/40.
buyurmuştur.


1-Şer'î İlimler
Şer'î ilimler iki kısma ayrılır: a-Aslî ilimler [ilm-i usûl] b-Fer'î ilimler [ilm-i fürû]
a. Aslî İlimler
Bunlar da üç kısma ayrılır:
1. Tevhîd İlmi. Bu ilim Allah Teâlâ'nın zatını ve sıfatlarını araştırır. Ayrıca nebîlerin sîretini, imam ve sahâbîlerin yaşantılarını inceler. Hayat, ölüm, kıyamet, ölümden sonraki diriliş, haşir ve rü'yetullah gibi âkaid meselelerine açıklık getirmeye çalışır. Bu ilimle meşgul olan âlimler, önce Kur'ân-ı Kerîm'den âyetlere, sonra sırasıyla hadislere, aklî delillere ve kıyasî burhanlara dayanırlar.
Kelâmcılar, mutasavvıflar vb. zümreler, adî ve cedelî kıyasın öncüllerini, cevher, araz, delil, nazar, istidlal, hüccet gibi terimleri mantıkçılardan almışlar, fakat yerli yerinde kullanmamışlardır. Her biri bu kavramlara muhtelif mânalar yüklemiş ve hatta "cevher" kavramı hüke-mâ nazarında farklı, mutasavvıflar ve kelâmcılar nezdinde farklı bir şeyi ifade eder hale gelmiştir. Bu risale ile maksadımız, zümrelere göre lafızların mânasını araştırmak olmadığı için bu konuyu uzatmayacağız.
Tevhîd ilmi ve kelâmla uğraşan âlimlere "mütekellimîn" ismi verilir. Tevhîd ilmi, kelâmî meseleleri de içerdiğinden, daha çok kelâm ilmi olarak bilinir.
2. Tefsir İlmi. Kur'ân-ı Kerîm eşyanın (var olan şeylerin) en muazzamı, en yücesi, en azizi, en açık olanıdır. Bununla birlikte onda her aklın kavrayamayacağı birtakım müşkül noktalar vardır ki onları ancak Allah Teâlâ'nın "fehim" [ince kavrayış] verdiği kimseler anlayabilir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur:
"Kur'an'ın her âyetinin bir zahiri, bir de bâtını vardır, ayrıca her bir bâtının da yedi -veya dokuz- bâtını vardır."22
Kur'an harflerinden her birinin bir anlamı, her anlamının da işaret ettiği bir şey vardır.
Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de bütün ilimler ile görünen görünmeyen, büyük küçük, aklî ve hissî mevcudattan haber vererek, "Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır"23 En'âm 6/59.
buyurmakta ve, "Aklıselim olanlar O'nun âyetlerini derinlemesine düşünsünler ve ibret alsınlar"24 Sâd 38/29. diyerek insanları tefekkür ve tezekküre davet etmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm'in tefsir edilmesi zor bir iş olduğundan hiçbir müfessir tam olarak onun hakkını verememiş, gizli sırlarını çözememiştir. Evet, bütün müfessirler gücü yettiği, aklı erdiği, ilimlere vukûfiyeti nisbetinde onu izaha çalışmışlar, fakat hiçbiri kâmil mânada hakikati söyleyememişlerdir.
Tefsir ilmi, aslî, fer'î, şer'î ve aklî ilimlere kılavuzluk eder. Müfessir, Kur'an'a lügat, istiare, lafızların terkibi, nahiv [gramer] kaideleri, Arapların örf ve âdetleri, ehl-i hikmetin fiilleri, mutasavvıfların sözleri cihetinden bakmalı ki onun tefsirinin hakikatine yaklaşmış olsun. Müfessir Kur'an'a tek yönden bakmakla yetinir ve bir tek ilme göre açıklama cihetine giderse onun sırrını çözemez. O müfessire ilmî ve imanî delilleri izah etmek gerekir.
3. Hadis İlmi.
Hz. Muhammed (s.a.v) Arap ve Acem'in en fasihidir. O, Allah Teâlâ tarafından kendisine vahyedilen bir muallim, aklı ile ulvî ve süflî meselelerin hepsini kavrayan, her sözü hatta her kelimesi esrar okyanuslarını ve rumuz hazinelerini ihata eden bir zat idi. Bu sebeple ondan gelen haber ve hadislerin bilinmesi ve izahı çok mühimdir.
Bir kişi nefsini şeriata tâbi kılıp edeplendirmeden, şeriatın ölçüleriyle kalbindeki sapıklıkları zail etmeden Hz. Peygamberin (s.a.v) sözlerini hakkı ile kavrayamaz.
Eğer bir kişi tefsir ilmi ve hadislerin te'vili hakkında konuşmak, sözlerinde isabetli olmak istiyorsa, lügat ilmini tahsil etmeli, nahiv ilminde derinleşmeli, î'rab [cümle çözümlemesi] sahasında uzman olmalı, sarf ilmine vâkıf olmalıdır.

Çünkü lügat ilmi, diğer ilimlerin tahsili için bir basamak ve merdiven mesabesinde olup, onu bilmeyen kimse başka ilimleri öğrenemez. Şüphesiz yüksek bir yere çıkmak isteyen kimsenin önce merdiveni kurması gerekir. Demek ki ilim tahsil etmek isteyen kişinin lugâvî kaideleri bilmesi şarttır.
Lügat ilminin tahsilinde önce edatlar, sonra mücerred ve mezîd fiiller öğrenilir. Bu ilimle meşgul olanlar Arap şiirini, özellikle de bunlardan Câhiliye devrine ait olanları incelemelidir. Çünkü bu şiirler, insanın ufkunu genişletmesi ve ruhunu okşamasının yanı sıra fesahat ve belagat açısından büyük önem arzeder.
Bunlara ilâveten nahiv ilminin de öğrenilmesi lâzımdır. Çünkü lügat ilmi için nahiv bilgisi; altın ve gümüş için mihenk taşı, felsefe için mantık, şiir için aruz, kumaş için metre, tahıl için ölçek mesabesindedir. Malûmdur ki ölçülmeyen bir şeyin eksik veya fazla olduğu bilinemez.

Lügat ilmi hadis ve tefsir ilimlerine giden bir yol, tefsir ve hadis ilimleri de tevhîd ilmine varmada birer kılavuz gibidirler. İnsanların felaha ermesi, âhiret korkusundan kurtuluşu ancak tevhîd ilmiyle mümkündür.
b. Fer'î İlimler
İlimler ya nazarî olur ya da amelî olur ki, aslî ilimlere nazarî ilimler, fer'î ilimlere de amelî ilimler denir.
Fer'î ilimler üç kısma ayrılır:
1. Hakkullah. İnsanın Allah Teâlâ'ya karşı vazifelerinden yani ibadetlerden bahseden ilimdir. Taharet, salât, zekât, cihad, hac, zikirler, bayram namazları, çeşitli farzlar ve nafileler bu gruba girer.
2. Hakku'l-ibâd. İnsanın insana karşı vazifelerinden, hak ve hukuktan, örf ve âdetlerden bahseden ilimdir. Muamele ve muâkade [sözleşme] olmak üzere iki sahada cereyan eder.

Âlım-satım, ortaklık, bağış, borç verip alma, kısas ve diğer cezalar "muamelât"; nikâh, talâk, köle edinme ve azat etme, miras gibi sözleşmeler "muâkadat" kısmına girer.
Hakkullah ve hakku'l-ibâd olarak nitelendirdiğimiz, insanın Allah'a ve insanın insana karşı durumundan bahseden ilimlerin bu iki kısmına "fıkıh" denir. Fıkıh herkes için gerekli, faydalı bir ilimdir.
3. Hakku'n-nefs [Ahlâk İlmi]. Ahlâk ya kötü huylardır ki bunların terk edilmesi gerekir yahut iyi huylardır ki bunları elde etmek, ruhları bu güzel huylarla tezyin etmek lâzımdır. İyi ve kötü huyların hepsi Allah Teâlâ'nın kitabında ve Peygamber Efendimizin (s.a.v) hadislerinde zikredilmiş olup, iyi ahlâk sahibi olan kimselerin cennete gireceği bildirilmiştir.25
"Kıyamet günü bana en sevgili ve en yakın olanınız ahlaken en güzel olanınızdır" (bk. Tirmizî, Birr, 71).


2.- Aklî İlimler
Aklî ilimlerin öğrenimi güç olup bunlarda hataya düşmek mümkündür. Bunlar da üç aşamada incelenir:
1. Riyazî ve mantıkî ilimler birinci aşamayı oluşturur.
Riyazî ilimlerden olan hesap ilmi [aritmetik] sayılarla, hendese ilmi [geometri] şekil ve oranlarla uğraşır. Coğrafya, astronomi ve astroloji ilimleri de riyazî ilimler kategorisine girer.
Yıldızların durumunu gözetleyerek mahlûkların talihlerine dair hükümler çıkaran nücûm ilmi ile sesleri inceleyen mûsiki ilmi de bunlara dahildir.
Mantıkî ilimler ise tasavvur ile idrak edilebilir eşyanın tarifini ve genel çerçevesini inceler, deney ve gözlemle elde edilmiş bilgileri burhan ve kıyaslar doğrultusunda araştırır.
Mantık ilmi -metodolojik olarak- önce kavranılan, sonra sırasıyla konu ve yüklemleri, önermeleri, kıyas ve kıyasın bölümlerini tetkik eder ve mantığın gayesi olan sonuca varır.
2. Bu aşamayı tabii ilimler oluşturur. Bu ilimlerle meşgul olanlar mutlak cismin mahiyetini, âlemi oluşturan unsurları, cevher ve arazları, hareket ve sükûnu, gök cisimlerinin durumunu, müessir ve müteessir şeyleri inceler.
Bundan başka mevcudatın mertebelerini, ruh ve mizaçların kısımlarını, duyuların kemiyetini, mahsûsatın (hissedilenlerin) nasıl doğru anlaşılabileceğinin keyfiyetini araştırır.
Sonra bu ilim hekimlik bilgisini, bedenlere sirayet eden hastalıkları, bu hastalıkların tedavisini ve bu tedavide gerekli olan ilâçları araştıran tıp ilmini incelemeye sevk eder. Ayrıca tabii ilimlerin bir kısmını da ulvî eserler ilmi (ilm-i âsâr-ı ulviyye), madenler ilmi ve eşyanın özelliklerini tanımak oluşturur.
Bir de kimya ilmi vardır ki içinde maraz taşıyan maddeleri ve madenlerin organik dokusundaki boşlukları inceler.
3. Bu aşamadaki ilimler diğerlerine göre üstün bir mevkîye sahiptir. Bu ilimler önce mevcudatı, bunların vacip ve mümkün olarak taksimini, sonra yüce yaratıcının zâtını, sıfatlarını, fiillerini, emirlerini, hükümlerini ve bunların ne şekilde yürüdüğünü, mevcudatın yaratılışını tetkik etmesinin yanı sıra ulvî varlıkları, cevherleri, selîm akılları, kâmil ruhları, melek ve şeytanları araştırır.
Ayrıca nebîlerin mucize ve kerametlerini, mukaddes ruhların hallerini, uyku ve uyanıklık durumlarını inceler. Tılsım ve büyü de bu ilimlerin bölümlerindendir.
Tabii ilimlerin tafsilâtı ve dereceleri pek çok olup uzun izahlara ihtiyaç vardır. Lâkin biz bunlara kısaca temas etmenin yerinde olacağını düşündük.



TASAVVUF İLMİ


Ey kardeşim, bilmiş ol ki, aklî ilim mahiyeti itibariyle müfred (yalın) olup, mürekkeb (bileşik, zahirle bâtının, bilgi ile amelin, akıl ile kalbin birleştiği) ilim bundan doğar. Mürekkeb ilim tasavvuf ilmidir ki, bu ilim diğer ilimleri ihtiva eder.
Tasavvuf ilmi, mutasavvıfların kullandığı vakt, semâ, vecd, şevk, sekr, sahv, ispat, mahv, fakr, fena, velayet ve irade gibi hallerden ve bu ilmi tahsil eden mürşid ve müridlerin sıfat, makam ve hallerinden bahseder.
Biz bu risale ile ilimleri ve kısımlarını özet bir şekilde saymayı murad ettiğimiz için yapılan açıklamaları yeterli görüyoruz. Bu ilimlerden başka bir kitabımızda bahsedeceğiz. Ayrıca konu hakkında ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyan kimseler diğer kitaplara müracaat edebilirler.
İlimlerin kısım ve adetlerine dair söylediklerimizden sonra yakînen bilmiş ol ki bu ilimlerin iyice anlaşılması için birtakım şartlar gerekir. Biz şimdi bu şartları ve ilim tahsilinin yollarını açıklayacağız.

devamı...

www.gazali.net

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder